en güzel günler senin olsun.

son günler karışıktı, hatırlaması zordu, virüs ve epilepsi yüzünden, uzun uykularda geçti nerdeyse 10 günüm. 4-5-6 Ağustos çok zordur benim için. can, köprücük kemiğime dayanmış gibidir. 1 haftadır uyuyorum. üzümlü kek de benimle uyuyor. gelsin diye, kalemin kapsını açık bırakıyorum geceleri. geliyor o da. hayattaki tüm başarısızlıklarımıza rağmen, geceleri beraber uyuyoruz. hep kalbinde uyu ne…

kutup ayıları ve o şahane buzlar.

sanırım tek başına yaşamak, o kadar da kötü değilmiş. bugünlerde tüm hayatım, bu klima altındaki koltukta, geçiyor: bir saate kadar altında durup, sonra gece azıcık soğuyunca, üst kata çıkabiliyorum. üst katta, pervane ve vantilatör dışında bir rahatlama olayımız yok. bu sıcakların hatırası da bu olsun. sadece gündemi takip ediyorum. şu an evrendeki tek dileğim: yangının…

kalbinin içinde, onunlaydım.

yazlardan umudu kestim sanırım. ilk uçuşla, ABD’ye mi dönsem diye düşünüyorum yarın. epileptik nöbet geçirmeden tamamlasam bir yazı. dünya yıkıldı, altında kaldım yine. bir an önce, okulumun orientation sürecine mi girsem. alt tarafı, bir bölümünün birkaç dersini, kurs olarak alıyorum ama bildiğin üniversiteye kayıt gibi tüm süreç. gerçi kurs tüm yıl sürüyor. bir üniversite öğrencisinin,…

bilsen.

içimi bir türlü huzura oturtamadım gelen felaket haberleri, kalbimi hızlandırmasın diye başka şeylerle ilgilenmeye çalıştım. aklım daha çok üzümlü kek’teydi zaten. bunca, felaketin içinde, doğum günü kutlayamıyordur diye üzüldüm. diyecek çok sözüm yok benim de. bu zamana kadar yazar, bugün farklı olur sandım. bugün, artık korktum tek kelime etmeye. bir instagram daha açamadım, doğum günü…

üzümlü kek günü.

benim için dünya’nın en mutlu günü. hayatım boyunca, en çok sevdiğim insan, doğdu bugün. annemden sonra, en çok sevdiğim kadın doğdu. çok mutluyum onun için. en güzel yaşına girdi üzümlü kekim. keşke ben de, gerçek hayatta görebilseydim bugünü ama anlaşılan o ki, yine şans benimle olmadı. yazın başındaki heyecanlar, anlamına kavuşamadı. yine tek başınayım. gerçekten…

don’t hide.

“arada daldığım uykulardan birinde, üzümlü kek’in elinden kaçmayı başarıyorum, kalemdeki kalbinde uyuyorum ama o kapıda beni uyutmamanın bir yolunu biliyor yine. heyecanın kalmadı öyle mi, sevinçten ağladığını söylemiştin diye o da benim kapımda ağlıyor. çıkıp cevap veriyorum: devamı olur sanmıştım. blokeleri kaldırırsın, sana yolladığım kartpostalı bana geri iade etmezsin sanmıştım. beni sürekli kandırıyorsun üzümlü kek….

bir yaz var, bir de noel.

3 köpekle yaşamak, düşündüğümden daha zormuş. sürekli yatağımdan, havlama sesleri ile fırlıyorum, çünkü biliyorum ki, aşağıda, köpeklerimden biri, insanları yiyor. evin çevresine, kimseyi yanaştırmıyorlar beni koruma amaçlı. sadece sinekleri yakalayın diye, susturmaya çalışıyorum… soğuk algınlığı var yine. sinek ısırıklarından dolayı alerji de. kimse de kaldırmayınca, uzun uykulara atıyorum kendimi. uykular üzümlü kek dolu. bir türlü…

passed away.

evdeki herkes, acele ederek yola çıktı. bense köpekleri bakmak için, tek başıma foça’da kaldım. gidebilecek bir durumda değildim zaten. dün bro ile, kardeşimin evinde içtik sonra da orada, uyuyakaldım. yola çıkabilecek kadar güçlü durumda değilim. psikolojik olarak da bir cenazeye katılabilecek durumda değilim. dayımla çok uzaktık ama cenazede, kesin, en çok ben ağlarım. iyi ki…

geceleri uyumak zor oluyor.

hem virüsten yaralı çıktım, hem epilepsim var ama umrumda değil. oturdum bira içiyorum. dünyadaki en sevdiğim şeye kavuşamadım. gerçek hayatta, neler yaşadığımı bildiği halde kılını kıpırdatmadı, rüyada da gelmiyorum, dedi bıraktı. ona giden kartpostal da bugün, yarın elimde olur. geceleri uyumak zor oluyor. erken yatıyorum ama uykuya geçemiyorum. sıkıntım büyük! bu yaz da beni ağlatacak….

milyonlarca yıl.

şu an yatıp, milyonlarca yıl üzümlü kekin kalbinde uyumak istiyorum. sanırım öyle de yapacağım. hikayemiz, belirsizlikler arasında sıkıştı kaldı. sorular cevaplanmıyor, çocuk kalpli, hiçbir şeyi anlayamıyor yine, işler öncekinden de karıştı. zaten konuşmuyoruz da… yetmezmiş gibi, bir de kartpostal geri dönüyor. öyle mutluyum ki, eşim de, ailesi de yarın sabah gidiyor. eşimin burada olması hiç…

morningstar hike.

her gün, başka bir maceraya devam. bugün, günün mekanı ise şaphane dağı zirvesi. sabah yola 6’da çıkıp, yaklaşık 2 saatlik bir tırmanıştan sonra zirveye ulaştık. ben tırmanışların böylesini seviyorum. sabahtan erken kalkıp, güneş altında yanmadığım, gücümün en yüksek olduğu sabah saatlerinde yaptığım spor amaçlı tırmanışlar, beni çok mutlu ediyor. ulaştığımızda, tüm yenifoça ayağımızın altındaydı. başarmak…

alaçatı.

bugün de rotamız alaçatı’ydı. öğle uykusu uyuyacak vaktim olmadı bugün. o yüzden, yarın hiçbir şey yapmayı düşünmüyorum. gücümü sonuna kadar kullanırsam, herhangi bir gücüm kalmayacak. yurtdışından gelen müşterileri kumkapı’ya götüren adamlar gibi kılavuzluk yapıyorum. normalde çok daha zevk alırdım ama uykulu olmam nedeni ile suratı asık görseller aldım. sonuncuyu, üzümlü kek’i sevdikten sonra, başınıza geleceklerden…

kalem adası.

bugünlerde, kafamı nereye koysam uyuyorum ama birkaç gün sonra, hergün dinlenme şansım olacağı için, az da olsa bir şeyler yapmaya çalışıyorum, eşim ve ailesi gidene kadar. onlardan biri de bugün kalem adasıydı. hakkında çok şey duymuştum bu adanın. hepsi de özel şeylerdi. başka yerleri bilemem ama foça’dan gelen biri olarak yorumlayayım. denizinin hiçbir ekstra özelliği…

oyuncak ayı çocuk kalpli.

bugünlerde böyleyim. aynı bu ayı gibi yatağımda uzanıyorum. keşke yazacak daha çok şeyim olsa. şu gözlerimdeki de şeritler de netflix dizileri. mutlaka gün içerisinde, bir aktivite yapıyorum ama mutlaka günün bir kısmında dinlenmem gerekiyor. yoksa iyi bitmeyecek benim için. bugün doğa yürüyüşüne çıktık. foça’nın yüksek yerlerine, arbayla çıkıp, yürüdük. doğanın ve foça’nın yukarıdan görüşünün tadını…

sükut-u hayal.

foça yanıyor şu an. akşam denizine gireceğim. pervanenin altında, iki saat, öyle uykusu uyumak, öyle iyi geliyor ki bünyeme. sanırım geceleri ve gündüz vakitleri, sıcaktan iyi uyuyamıyorum. gece de lucifer tabii. ilk defa bir diziyi böyle izliyorum, soluksuz, diğer bölümü merak eden ama uykusu gelmesi yüzünden, kapatmak zorunda kalan. uykuya huzur içinde yatıyorum, çünkü gittiğim…

çok fethiye annecim.

üzümlü kek, beni kırdıktan sonra, bir daha yazmamaya karar vermiştim ama burası benim de sevdiğim bir yer, kaç yıllık emeğim var burada, kaç yıllık inanmışlığım, kırılmayışım, her defasında affetmenin bir yolunu buluşum, beraber dev bir krallık kuruşumuz var. dünyaya ait olmayan bir şeye sahibiz ama ben dünyada da sahip olmak istiyorum. ailem ve eşimle geçirdiğim,…

keşke, baldan, şekerden olsaydı tüm dünya.

yüksek dağlar, üzerindeki çıplak kayaları sever mi ki? ben dağ, sen kaya olsan birbirimizi önemser miydik? ama öyle bile olsak, biraz yağmur yağsa üzerimize, biraz çim yeşerse her şey ne kadar değişirdi. ne güzel yeşil olurduk seninle. üzerimizde de renk renk çiçekler açardı. arılar da konardı bize, bal olduğumuz için. hiç de zorlanmazdık. dünyadaki her…

dönme dolapları hiç düşündün mü?

dönme dolapları hiç düşündüm mü üzümlü kek? seni bir yerden alir, ayni yere birakirlar. iste böyle oldu hikayemiz. dönüp dolaşıp, yanında indim. gerçek bir dönme dolap, böyle olmalı. çocuk kalpli küçükken, annem beni dönme dolaba yanlız bindirdiğinde çok korkardım. bir tur dönüp, duracağım sanırdım. durmazlardı. ağlaya ağlaya inerdim aşağıya. sonra birgün dönme dolabın, hayatım olduğunu…

boyoz.

her sabah, boyoz almaya giderken komik durumlar yaşıyoruz. evin köpeklerinden biri, bizimle gelmek istiyor. normalde tek kişi gidecekken, 3 kişi biniyoruz tricycle’a. sağa sola havlayıp duruyor, birgün havladığı köpekler, bize çok kötü saldıracak. foça, bugün aşırı sıcak. tüm gün klimanın altında lucifer izliyorum. pazar günleri, çok kalabalık oluyor tüm koylar. o yüzden gitmeyi tercih etmiyoruz….

güzel yüzünü özledim.

insanlar bazen birbirini özler, ya dünyadaki en sevdiğinden ayrı kalanlar, onlar nasıl özler? onların gözyaşlarını, sevdiklerinden başka, kim durdurabilir? çocuk kalpli biz insanlar, özleriz. yanımızda veya elimizde ne yoksa o an, onu özleriz. en çok da kaybedince özleriz. üzümlü kek ölmedi ama ölmüş gibi hayatımdan gitti. tıpkı bir eşi kaybetmek, ondan sonra yaşayamamak gibi. en…

hani bana, yaz, şort, tişört üzümlü kek?

az önce kartpostalını gönderdirdim üzümlü aşkımın ama aynı zamanda çok da kızgınım ona. ne zaman bir şeylere karar versek, bir bakıyorum beni ekmiş. mutlaka 1 gün de olsa görüşecektik, şimdi ise suskun, tek kelime söylemiyor görüşebileceğimiz ile ilgili. yine kandırdı beni. nasıl kırıldığımı anlatamam. dün, tüm gün boyunca da yalvardım bir de. kaleme saklandım gidip,…

delta.

kabimde sen varsın, bana hiçbir şey olmaz ki. çocuk kalpli üzümlü kek, geri döndüğünden beri, bana, hiçbir şey olmayacak gibi hissediyorum. son virüsü kaptığımda, artık ölüme yattığımı düşünmüştüm, hiçbir şey beni kurtaramaz gibiydi ama o, ufak bir teması ile ayağa kaldırdı beni. gene de üst üste gelen felaketler, bizim için büyük tehdit. dünya ve biz…

do not disturb.

şu an “do not disturb” modundayım, çünkü hiçbir şekilde yatağımdan çıkıp, başka şeylerle uğraşmamalıyım. 1 haftalık, yoğun aktiviteden sonra, bir de soğuk rafting suyunda 5-6 saat geçirince, akciğerim isyan bayrağını çekti. bronşit’e dönüştürdü sıkıntıyı. sabah akşam iğne oluyor, başka ilaçlar kullanıyorum, bir de, kardeşimin evinde oksijen yardımı alıyorum ama o sırada da canuumun doğum günü…

god’s plan.

her yolculuğun, bir şarkısı olur. bizim içinse drake’nin, şu 1 milyon dolara, klip çektiği, god’s plan adlı şarkıydı. iki gün içerisinde, ankara havasından bunalıp, artık, kendi araçlarımızla, aktivite noktalarına ulaştık. gittiğimiz yerlerde de ankara havası çaldı ya, neyse biz bu şarkıyla, çoştuk, eğlendik. me before üzümlü kek: she say, “do you love me?” i tell…

üzümlü yolculuk.

ne haftaydı ama, ne haftaydı. en son, çocukken, bu kadar kudurduğumu hatırlıyorum. zaten, dün gece de, eve küçük bir çocuk olarak girdim. annem “bu çocuk gene hasta olmuş, iyi girdin mi soğuk sulara, ciğerlerini iyi ıslattın mı, bak ateşi de var, allah cezanı vermesin senin çocuk kere” diye azarlıyordu beni. çocuk kalpli demiyor, direk çocuk….

doğa kampı.

uzun parkur rafting, kayak, su kaydırağı ve zipline’dan sonra, programı tamamladım. bugün de başka şeyler vardı aslında ama üzümlü kek yine izin vermedi, beni krallığımızda hasta bulunca. bir akşam önce barışmıştık zaten ama dün, tüm gün rafting’te olduğum için, hem 3.05 mesajını giremedim hem de blog yazamadım. dalaman çayında, hayatımın en tehlikeli, en sert rafting’ini…

seabob.

bu hikayenin, heyecanı kaçtı diye düşünenlerdenseniz, bilin ki, asıl heyecan şimdi başlıyor. dün gece, bunu, iliklerime kadar hissettirdi üzümlü kek. iki kale de, benim kalbimden yapıldı, kalbimi kırınca, seni kendi kaleme atacağımı söyledim, tahmin et ne yaptın diye, döve döve attı beni oraya. öyle korktum ki, soramadım bile ne yaptığımı ama o açıkladı. seni 1…

scuba doo.

ilk 2 mutlu günün ardından, bugün, tam bir hayal kırıklığı oldu. bugün, dalış yapacaktık. scuba doo ve diving olmak üzere, 15 dakikalık 2 aktiviteydi ama bu yarım saat için, 11 saat, güneşin altında, hiçbir şey yapamadan bekleyeceğimizden haberimiz yoktu. düşük bütçeli bir program, sadece kaldığım otelin fiyatı, programa ödediğim fiyata denk geliyor ama ne olursa…

haydi kampa!

daha, ilk iki günden, bu kadar eğleneceğimi ve insanlarla kaynaşacağımı, inanın ummazdım. yıllarca, ben de, bu tür oluşumlar içerisinde yer aldım, avrupa komisyonu sayesinde ama buz kırıcılar ilk günden işe yaramazlardı hiç. ancak 3. veya 4. günde çözülürdü herkes. en azından ben çözülmezdim, bir de aklım başka yerlerdeyken, bu hiç kolay değildi… çok geldim fethiye’ye…

bebeğim, sen böyle her şeye kızacak mısın?

çok, çocuk kalpli bir yer çıktı seyir otel. sanırım bu yüzden, çocuk kalpli olanlara, çok iyi davranıyorlar. bu zamanda böyle insancıklar bulmak zor, insanın üzümlü kek’i bile, yeri geldiğinde dövüyor. yeri gelmediğinde de dövüyor. mutlu rüyamız bitti. süper dayak yedim yine üzümlü kek’ten. kendinde değilim demişsin, şimdi kendine geldin mi diye, oradan oraya attı beni….

seyir village – fethiye.

günlerden cumartesi olması, muğla’nın nüfusunu arttırıyor. bir de buna ortaca’daki yangın eklenince, kendimi, uzun bir otobüs yolculuğu sonrası, 2 saat de geç kalmış şekilde fethiye’de buldum. neyse ki, ilk aktivite için zaten gönüllü değildim. kovid sonrası, çok gücüm olmadığı için. bazı aktivitelere uzaktan el sallamak zorundayım. atv vardı bugün. kaçtı ama zaten gücüm yoktu. ama…