do you feel my heart beating?

sorun şu ki: yazlara çok anlam yüklüyoruz. hiçbir yaz, aslında beklediğimiz gibi geçmedi ve geçmeyecek. masallardan daha çok kandırıldık biz yazlarla. noel gibi bir şey değil yaz. birkaç mavilik disinda, hiçbir numarası yok. son geçirdiğim yazı, blogumdan, tom ellis’in eternal flame yorumu eşliğinde okudum bugün. daha yerinde bir şarkı olamazdı hislerime. simdi videonun bitişindeki cümle:…

buz.

beklediğim gibi geçmedi is görüşmesi. ilk görüşmede işi koparırım sanmıştım. haftaya çarşambaya kaldı netice. bilmiyorum alacaklar mi? hiç beklemeyip, fabrikaya geri mi dönsem? iyi hissetmiyorum. her açıdan hissetmiyorum. bugünlerde ortalık buz kesti. haftasonu gezisi iyi gelir, yüzeriz diyoruz ama son anda vazgecebilirim de bundan. çünkü pek iyi hissetmiyorum. sabah da yazdigim gibi, kalbimin kırıkları ile…

kalbim üşüyor.

bunlar ayse’nin hayata gözlerini kapamadan önce son sözleriydi. annesine bunu söylemişti. dün gece, üzümlü kek’e böyle söylüyordum ben de. kalbim üşüyecek, üzümlü kek, ben de hayata kalbim üşüyerek kapatacağım gözlerimi sensiz. buna izin verme, korkma yanındayım, ilk günkü gibi heyecanlıyim. bu blog, kendi içerisinde büyük kavgalar yaşadı ama hepsinden daha güçlü cikti. 2015 yılında ben…

mac.

gecen noelde, istedigimiz hediyeleri alamamistik. herkes zarfla hediye kartları yollamisti, pandemi yüzünden disari cikamayinca. kotu degildi ama mesela iki tane $100’lik best buy hediye kartı ile ne alabilirdik ki? unuttuk bile o kartlari. gecen noelde, istedigimiz hediyeleri alamamistik. herkes zarfla hediye kartları yollamisti, pandemı yüzünden disari cikamayinca. kotu degildi ama mesela iki tane $100’lik best…

kneel.

normal saatlerde uyanamadım tabii. dün akşam erken yatınca, gece 12’de kalktım. umarım yarın düzelir bu durum. rüyalarım da karma karışık. arada dalıyorum ama beynimin saçmalıklarını görüyorum. kabustan ötesi yok. olmam gereken yer ise, üzümlü krallık’taki kalem. orada beni bekliyor üzümlü kek. başımıza ne gelirse gelsin, ne yaşarsak yaşayalım, aynı bu videoki su samurları gibi akıntılara…

super mario.

gün itibarı ile grand rapis’e geri döndüm. yani 2 gün önce geldim ama ancak ayıldım. dünden beri uyuyorum. gündüz yolculukları hep böyle zor oluyor, bir de uçak soğuksa, yanındaki kişiye sarılasınız geliyor. kendimi bir an önce toplamalı ve super mario moduna geçmeliyim. (becca almış) gerçi içinde mario yok, o ayrı alıncak ama ben alırım onu….

yaz bitti, aşıklar şehre döndüler.

ne derler bilirsiniz, yaz bitti aşıklar şehre döndüler. şikago’ya dönüyorum şu an. neyse ki noel geliyor. annem 2 günde iyieştirdi beni. en son hatırladıklarım, iki biradan sonra iki büklüm yardım istiyordum. hasta olsam da, kendi kalemde uyumayı başardım. üzümlü kek ise kapıda ağlıyordu yine. ben, zalimlerden değildim. açtım yine kapıyı, ne istiyorsun üzümlü kek diye,…

31 ağustos.

dün gece, kalemde huzur içinde uyuyorum. birden kapıda beliriyor üzümlü kek. bir şey demiyor ama oyuncakları kapıya fırlatıyor, uyanmam için. sonra dayanamıyor. ben de türk’üm, bugün bizim bayramımız, bahçede oynamayacak mıyız diye bağırıyor, kapının önünde olay çıkarıyor. git üzümlü kek buradan, beni kandırmandan yoruldum, diyorum, sahtekarın tekisin diye kızıyorum. üzüm üzüme baka baka kararıyor, diyor….

30 ağustos zafer bayramı ve çeşme.

sanırım, bugünü kutlamak için daha iyi bir yerde olamazdım. harika işler çıkardı çeşme. ne bayraksız köşe vardı ne de izmir marşı çalmayan bir yer. 30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun. pic.twitter.com/F9JwxMRcbQ — Çocuk Kalpli 🇺🇸 (@cocukkalpli) August 30, 2021 yüzmekten çok, yerdeki minderde uyuyordum ama bu güzel koyları kaçırmadım: tatilim sonunda bitti. yarın gider köpüklü…

kalbin benim, çaldım ben onu.

kardeşime moral olsun diye çeşmeye geldik. terkedildiği için çok üzgün. ben de 6 yıl sonra, bir ışık yakalamışken onu da kaybettiğim için çok üzgünüm. sürekli hayallerle avutuldum durdum. hep rüyamdaki üzümlü kekle sanırdım ilişkimi. meğer yolculukla ilgili tüm bloglara gerçek üzümlü kek tıklamış. random değilmiş. o tıklamış. sürekli ümit verip, bloke etmiş. güzel blog tabi,…

hüznün gemileri.

iyi mi kötü mü bilemediğim birgün. kardeşim, sonunda eşyalarını da alıp, terk etti evini. çocuk da gitme demedi. umrunda değil. moralim nasıl bozuldu anlatamam. BRO diyerek severdim. çok da severdim. okula da yetişemedim, kimliğim çıktı ama kış sömestirinde başlayacağım, ders seçemediğim için. türkiye’den seçilmiyordu. birinin binasına gitmesi lazım ama o kişi dağdaydı! her işte bir…

fransız koyu.

ne derler bilirsiniz, yaz bitti aşıklar şehre döndüler. foça’da son günlerimi geçirirken, bir yandan da bu şarkıyı söylüyorum. efsane gezdik, dolaştık. fransız koyuna nasıl ulaşılır onu bile bulduk. hanedan beach’e girip (ücreti şezlong dahil 40 tl) sonra bu yerin, sağına doğru yürüyorsunuz. otelin görevlileri bir var bir yok. sonra bu koy çıkıyor karşınıza. farkındaysanız hanedan…

sana benim gibi sımsıcak sarılamaz, göreceksin.

çocukluk arkadaşım eda ile denizlere attık kendimizi dün. çok eğlendik diyemem ama büyük değişiklik oldu. en büyük hayalim neydi biliyor musunuz? mixtiller. yani şu duvara yapıştırılan, karton plastik anılar. onlardan çok istemiştim. üzümlü kek ile binbir anımız basılacaktı onlara. tüm odamı onlarla süsleyecektim. kısa zaman içinde anladım ki, böyle bir şey hiç olmayacak. aylar, mevsimler,…

seferihisar, izmir.

dün annemlerle birlikte, ölen arkadaşımın mezarına gittik. son anda mezara gitmek yerine, ailesine baş sağlığına gittik. mezarlar ona göre değildi. bana göre de değildi. mezara gittiğim an, o ölmüş demekti. ben böyle bir şeyi kabul edemezdim. danslarıyla, şarkılarıya, yaptığı yemeklerle, verdiği eğitimlerle, o sonsuza kadar yaşayacaktı. uzun bir tatile gitmişti. belki de abd’ye. o ölmemişti….

visiting hours.

sakinliğim, olayları kabul edebilirliğim sağlandı sonunda. klonezepam kullanıldı ama şimdi azaltılıyor. üzümlü kek çıldırdı, çok kızdı ama kalemde yine beraber uyuduk geceleri, beni hiç bırakmadı. kaçma, saklanma diyordu benden. sakın öncekilere benzemesin, çok büyülü bir yol geldik… kızgın veya küs değildim, yaptıkları için. üzümlü kek farklı biriydi, bizim için en doğruyu bilirdi, eğer böyle bir…

dediği gibi yaşamak.

birkaç gün gülüp, devamında 20 gün ağlıyorum, 2 yıldan beri. acıdan acıya, koştuğum, inanılmaz bir döngü içindeyim sanki. önceki yıl da, hiç ummadığım bir hastalık ile karşılaştığım için kötüydü. dile kolay 3 yıl. düşününce şu an, hasta olmak aralarında en basiti geliyor. tabi her yaşanan, devamında hastalık demek. dün havalimanına kadar gidip, havalimanının kapısından “yapamayacağım”…

foça (unicorn)

o güzel insanlar, unicornlarına binip gittiler bugün. annemle, en sevdiğimiz koylardan birine gidip, unicornu kullandık. annemin binişi çok komikti. benimki de iyi başladı ama her zamanki sakarlığım yüzünden öyle bitmedi. sonra kitap okudum. bazı şeyleri yeniden okumam gerekiyor. okuduğum son 30 sayfayı hatırlayamadım. o yerleri hiç okumamışım gibi. hafızamdan silindi gitti yine bir şeyler. ben…

küsken bile küs değildik.

biri, diğerinin aynısı sanki son 2 yaz. geçen yaz, yaşadığım ne kadar sıkıntım olduysa, aynılarını yaşadım foça’da. sürekli ağladım durdum. hatta çok daha kötüleri de oldu bu yaz. doğanın ve hayvanların yanışını, insanların canlı canlı sele kapılışını gördüm ama en azından, beyrut sıkıntılı ama stabil gidiyor, insanlar güvendeler diye avutuyordum kendimi. ya geçen seneki şey…

foça.

kısa bir süre içinde topladım kendimi. günde yarım saat yüzüp, 1 saat yürüyebilecekmiş gibi hissediyorum. yüzüş tamam ama akşam yürüyüşünde, bana iyi şanslar. bugün foça böyleydi: bu alete binerek de gitmek, ayrı komik ve zevkli oluyor. bunlar da korumalarımızdı: bilgisayarım bozulduğundan beri, çok yazamaz oldum ama sürekli uyuyordum zaten. uzun süreli covid’in etkileri, nörolojik olarak…

en güzel günler senin olsun.

son günler karışıktı, hatırlaması zordu, virüs ve epilepsi yüzünden, uzun uykularda geçti nerdeyse 10 günüm. 4-5-6 Ağustos çok zordur benim için. can, köprücük kemiğime dayanmış gibidir. 1 haftadır uyuyorum. üzümlü kek de benimle uyuyor. gelsin diye, kalemin kapsını açık bırakıyorum geceleri. geliyor o da. hayattaki tüm başarısızlıklarımıza rağmen, geceleri beraber uyuyoruz. hep kalbinde uyu ne…

kutup ayıları ve o şahane buzlar.

sanırım tek başına yaşamak, o kadar da kötü değilmiş. bugünlerde tüm hayatım, bu klima altındaki koltukta, geçiyor: bir saate kadar altında durup, sonra gece azıcık soğuyunca, üst kata çıkabiliyorum. üst katta, pervane ve vantilatör dışında bir rahatlama olayımız yok. bu sıcakların hatırası da bu olsun. sadece gündemi takip ediyorum. şu an evrendeki tek dileğim: yangının…

kalbinin içinde, onunlaydım.

yazlardan umudu kestim sanırım. ilk uçuşla, ABD’ye mi dönsem diye düşünüyorum yarın. epileptik nöbet geçirmeden tamamlasam bir yazı. dünya yıkıldı, altında kaldım yine. bir an önce, okulumun orientation sürecine mi girsem. alt tarafı, bir bölümünün birkaç dersini, kurs olarak alıyorum ama bildiğin üniversiteye kayıt gibi tüm süreç. gerçi kurs tüm yıl sürüyor. bir üniversite öğrencisinin,…

bilsen.

içimi bir türlü huzura oturtamadım gelen felaket haberleri, kalbimi hızlandırmasın diye başka şeylerle ilgilenmeye çalıştım. aklım daha çok üzümlü kek’teydi zaten. bunca, felaketin içinde, doğum günü kutlayamıyordur diye üzüldüm. diyecek çok sözüm yok benim de. bu zamana kadar yazar, bugün farklı olur sandım. bugün, artık korktum tek kelime etmeye. bir instagram daha açamadım, doğum günü…

üzümlü kek günü.

benim için dünya’nın en mutlu günü. hayatım boyunca, en çok sevdiğim insan, doğdu bugün. annemden sonra, en çok sevdiğim kadın doğdu. çok mutluyum onun için. en güzel yaşına girdi üzümlü kekim. keşke ben de, gerçek hayatta görebilseydim bugünü ama anlaşılan o ki, yine şans benimle olmadı. yazın başındaki heyecanlar, anlamına kavuşamadı. yine tek başınayım. gerçekten…

don’t hide.

“arada daldığım uykulardan birinde, üzümlü kek’in elinden kaçmayı başarıyorum, kalemdeki kalbinde uyuyorum ama o kapıda beni uyutmamanın bir yolunu biliyor yine. heyecanın kalmadı öyle mi, sevinçten ağladığını söylemiştin diye o da benim kapımda ağlıyor. çıkıp cevap veriyorum: devamı olur sanmıştım. blokeleri kaldırırsın, sana yolladığım kartpostalı bana geri iade etmezsin sanmıştım. beni sürekli kandırıyorsun üzümlü kek….

bir yaz var, bir de noel.

3 köpekle yaşamak, düşündüğümden daha zormuş. sürekli yatağımdan, havlama sesleri ile fırlıyorum, çünkü biliyorum ki, aşağıda, köpeklerimden biri, insanları yiyor. evin çevresine, kimseyi yanaştırmıyorlar beni koruma amaçlı. sadece sinekleri yakalayın diye, susturmaya çalışıyorum… soğuk algınlığı var yine. sinek ısırıklarından dolayı alerji de. kimse de kaldırmayınca, uzun uykulara atıyorum kendimi. uykular üzümlü kek dolu. bir türlü…

passed away.

evdeki herkes, acele ederek yola çıktı. bense köpekleri bakmak için, tek başıma foça’da kaldım. gidebilecek bir durumda değildim zaten. dün bro ile, kardeşimin evinde içtik sonra da orada, uyuyakaldım. yola çıkabilecek kadar güçlü durumda değilim. psikolojik olarak da bir cenazeye katılabilecek durumda değilim. dayımla çok uzaktık ama cenazede, kesin, en çok ben ağlarım. iyi ki…

geceleri uyumak zor oluyor.

hem virüsten yaralı çıktım, hem epilepsim var ama umrumda değil. oturdum bira içiyorum. dünyadaki en sevdiğim şeye kavuşamadım. gerçek hayatta, neler yaşadığımı bildiği halde kılını kıpırdatmadı, rüyada da gelmiyorum, dedi bıraktı. ona giden kartpostal da bugün, yarın elimde olur. geceleri uyumak zor oluyor. erken yatıyorum ama uykuya geçemiyorum. sıkıntım büyük! bu yaz da beni ağlatacak….

milyonlarca yıl.

şu an yatıp, milyonlarca yıl üzümlü kekin kalbinde uyumak istiyorum. sanırım öyle de yapacağım. hikayemiz, belirsizlikler arasında sıkıştı kaldı. sorular cevaplanmıyor, çocuk kalpli, hiçbir şeyi anlayamıyor yine, işler öncekinden de karıştı. zaten konuşmuyoruz da… yetmezmiş gibi, bir de kartpostal geri dönüyor. öyle mutluyum ki, eşim de, ailesi de yarın sabah gidiyor. eşimin burada olması hiç…

morningstar hike.

her gün, başka bir maceraya devam. bugün, günün mekanı ise şaphane dağı zirvesi. sabah yola 6’da çıkıp, yaklaşık 2 saatlik bir tırmanıştan sonra zirveye ulaştık. ben tırmanışların böylesini seviyorum. sabahtan erken kalkıp, güneş altında yanmadığım, gücümün en yüksek olduğu sabah saatlerinde yaptığım spor amaçlı tırmanışlar, beni çok mutlu ediyor. ulaştığımızda, tüm yenifoça ayağımızın altındaydı. başarmak…

alaçatı.

bugün de rotamız alaçatı’ydı. öğle uykusu uyuyacak vaktim olmadı bugün. o yüzden, yarın hiçbir şey yapmayı düşünmüyorum. gücümü sonuna kadar kullanırsam, herhangi bir gücüm kalmayacak. yurtdışından gelen müşterileri kumkapı’ya götüren adamlar gibi kılavuzluk yapıyorum. normalde çok daha zevk alırdım ama uykulu olmam nedeni ile suratı asık görseller aldım. sonuncuyu, üzümlü kek’i sevdikten sonra, başınıza geleceklerden…