lucas.

pazartesi – salı – çarşamba. toplam 29 saat. üstelik daha da bitmedi, çalışacak saatler. yarın 4 saat daha var. allahtan öğleden sonra, yarın sabah geç uyanabileceğim. öldüm yorgunluktan.

en zor yaş grubu, kesinlikle 1 yaşmış. dün tek sıkıntının, 2 yaş ile birleşmeleri olduğunu düşünüyordum. bugün 1 yaşı, kendi sınıflarında, sadece 2 kişi yönettik ama nasıl başardık, hala inanamıyorum. demanding. sürekli kucakta olmak, sevilmek istiyorlar. sevip, yere koyuyorum. sonra gözümü 1 dakika başka bir işe çeviriyorum, o arada, mutlaka canlarını acıtacak bir şey oluyor. sonra tekrar kucağa alınıyorlar, ağlama diye sırtını ovma şeklinde devam ediyor.

belim koptu belim…

birbirlerini de dövüyorlar. bir de, en sevdiğim, en sevimlileri yapıyor bunu. kucağıma aldığımda, melek taşıyormuş gibi hissettiğim bebeklere bir bakıyorum, tekme tokat dalmışlar arkadaşlarına. özellikle de lucas. allahım bir çocuk bu kadar mı tatlı olur. insanın ısırarak sevesi, içine sokası geliyor. yaş 4’ü de sevmiştim ama tüm bu olanlara rağmen, sanırım lucas yüzünden, en çok yaş 1 sınıfını seviyorum.

sadece çok zorlar.

kendimi de, bazen kaptırıyorum oyuncaklara, masal kitaplarına, çizgi filmlere. o arada, öğretmen olduğum aklıma gelmiyor. onlardan biri gibi eğleniyorum. sonra, bir bakıyorum lucas, blaire’in saçını çekmiş. blaire de en sevdiğim kız çocuğu.

bir de lucian var. o da 3. en sevdiğim. ben asistan öğretmen olduğum için, sürekli sınıf değiştiriyorum. bugün 1 yaş altına da girdim 15 dakikalığına olsa da. kreşte, sürekli sirkülasyon var. birisi molaya çıktığında, başka biri dahil olmak zorunda kalıyor sınıfa. 1 yaş altı, hepten tehlikeli. kapıda, 2 saniye biri ile konuşsanız, hemen dışarı kaçıyorlar. öyle de minikler ki, anlamıyorsunuz bile.

bebeklerin ve çocukların, bu derece hızlı hareket ettiğini bilmezdim. şu an, masa tenisinden kazanmış olduğum, tüm refleksleri kullanıyorum.

yarın iyi uyanabilsem de, bel ve kardio çalışsam. çok iyi değildim bugünlerde, fiziksel olarak. kolonoskopi süreci, beni güçten düşürdü. çocukların burnunu siliyorum, bitirdikten sonra kendiminkini de siliyorum. soğuk algınlığı ilacı, almadığım gece olmadı. ateşim olsa, ne kreşe ne de diğer işime girebilirdim. ateşimi 100’ün altında tutmak için, habire tylenol kullandım.

lucas’ın gülümseyişini görmeden yapamazdım…

onu da çen naaapon çeeeen diyerek türkçe seviyorum. öyle hoşuna gidiyor, öyle sesler çıkarıyor ki…

fotoğrafını çekmeyi ve burada paylaşmayı çok isterdim ama kreşin, telefon konusunda çok katı kuralları var. sınıflardan içeri, telefon sokmak kesinlikle yasak. cepte taşımak bile yasak. bu, kreşin en önemli kuralı. gerçi yasak olmasa, bakabilecek tek saniye var sanki telefonla uğraşmaya…

diğer işimde de izin yok. çocuğun olduğu alanlarda, telefon kullanmak yasak.

buna sevinmeliyim aslında. aklım dağılıyor. dikkatimi başka şeylere veriyorum.

çocuk kalpli

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.