hayır.

derin derin nefesler aldığım, gördüğüm şeyleri algılamanın bir yollarını aradığım, acıtan sessizlikte yine mahvolduğum, nereye ağlayacağımı bilemediğim bir gün. sabahtan beri de iyi olmadığım biliniyor. gece yarısı kalktım iki de bir. doğru dürüst uyuyamadım. bu daha da arttırdı bulunduğum ruh halinin şiddetini. üzümlü kek’in yaşadığı şehir, yine zor durumdaydı ve ben kimseden haber alamıyordum. hala alamıyorum. umarım benim için ek sakinleştirici ile bitmez. yarına bir ton iş var. nöbet geçiremem.

aracımda, araç sigortamın daha uyguna gelmesi, bir önceki yıla göre daha uygun olması için, takılı bir takip aleti var. ani fren yaptığınızda, sistem size telefon ediyor, kaza olup olmadığına dair. bu sabah, doktora giderken, vurmaktan son anda kurtuldum bu acı fren sayesinde. tamamen kendi hatam. ben açamadım telefonu, eşimi aramışlar. araçta ikimizin de adı yazılı. eşim çıldırdı duyunca, önce beni, sonra doktorumu aramış.

sonra da becca aradı beni. neredeysen arabanı park et, gelip ben alayım seni diye. gelip o aldı. aracım hala hastane otoparkında. tahmin etmiş bunların olacağını, görmeyeyim diye dua etmiş üzümlü kek ile ilgili sıkıntıyı. ben de aslında geç algıladım. olayın ciddiyetini biraz geç kavradım. yanındaki çatışmayı, sığır gibi izleyen yeşilli dayıyı görünce, yok ya o kadar da sorun yoktur, dedim.

yanılmışım.

becca güldürmeye çalıştı. madem poponu gösterecektin beni niye çağırmadın, bunu kaçırmazdım, özlemiştim bayadır diye dalga geçti. bir şekilde birden fazla gördü o popoyu. kimsenin aklına kötülük gelmesin, hepsi de tıbbi durumlardı.

üzümlü kekle ilgili, birçok kişiye yazdım, onlardan yardım bekledim. en çok da emanuel’den ümitliydim. bana, resmen kolpaçino filmindeki sabri abi gibi davrandı.

“ulan sanki 50 tane adamım var da silahlı çatışmaya giricez…”

tam olarak buraya getirdi konuşmayı, ayrıca hayır, tek şey bilsem bile söylemem, hiçbir şekilde istemiyorum onunla ilgilenmeni, bu iş benim için, sen yoğun bakım servisindeyken bitti, dedi. her ne kadar, çok tepki vermiyor muyuz emanuel, o zaman bir patlamadan çıkmıştı ve kötü durumdaydı, yani ben girdim evet yoğun bakıma ama kendimdeydim alındığımda, sadece oksijen satürasyonum düşmüştü, düşen herkesi alıyorlardı virüsün ilk zamanlarında, sadece 2 gün kaldım ayrıca, desem de…

NOOO! GO TOOOOO… diye bağırdı. allahtan trafik kazasını tam olarak anlatmamışım. yoksa çiğ çiğ yiyecek üzümlü kekimi.

haber alamadım. hala iyi hissetmiyorum kendimi. sabah da yazmıştım.

kolay değil. sevdiğiniz insanın yürüdüğü sokaklarda, silahlı çatışmalar, iç savaşı andıran görüntüler var. sadece varlığını hissetmek yeterli midir? hangi sokakta yaşıyorsun, sokak güvenli mi? kaçıncı katta oturuyorsun, yatağın cama ne kadar yakın, evde saklansan bile camdan içeri giren kurşunlardan biri seni bulabilir mi? iyiyim demen yazılı olsa bile bir anlam ifade etmez ki, sesinden anlamam gerekir bunu benim.”

olay sadece, iyi zaman geçirmek, eğlenmek, tatile gitmek değil. olay, böyle bir zamanda, sesini duyabilmek üzümlü kekin, en başta. alnımdaki damar şişti bugün stresten.

çoğu şeyi hak ediyorum ama bunu kesinlikle hak etmiyorum.

yani, beni, tüm bu ek yardımların elinden kurtar. beni buna sürükleme. daha nasıl anlatayım?

çocuk kalpli

2 Comments Kendi yorumunu ekle

  1. Alev Abla dedi ki:

    Ben de televizyonda dinleyince ilk aklıma sen geldin umarım bir şey olmamıştır.

    Liked by 1 kişi

    1. Hiçbir şey olmasa bile, ruhu zarar görmüştür. 😔

      Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.