küsken bile küs değildik.

biri, diğerinin aynısı sanki son 2 yaz. geçen yaz, yaşadığım ne kadar sıkıntım olduysa, aynılarını yaşadım foça’da. sürekli ağladım durdum. hatta çok daha kötüleri de oldu bu yaz. doğanın ve hayvanların yanışını, insanların canlı canlı sele kapılışını gördüm ama en azından, beyrut sıkıntılı ama stabil gidiyor, insanlar güvendeler diye avutuyordum kendimi. ya geçen seneki şey olursa yine üzümlü kek’e diye aklım çıkıyordu.

ve dün patlama haberi geldi beyrut’tan. önce donup kaldım, sonra aynı yalanları söyledim kendime. hayır orada değildir, hayır o kadar şansız olamaz diye ama çok sürmedi. 15 saniye içinde ağlamaya başlamıştım. çünkü ikimizin de başına gayet de geliyordu bu şansızlıklar.

neyse ki, haber gelebileceği en güzel yerden geldi. buradaydı üzümlü kek. okumuştu yazımı ve iyiyim demişti. küsken bile küs değildik zaten, her gece benim kalemde, onun kalbinin içinde sarılarak uyuyorduk. dün gece de çıktık krallığın bahçesine. uykulardan vazgeçtik. hala çok üzgündüm onu bu yaz göremediğim için ama iyi düşününce, bir anda yüzümü güldüren gerçek bir umudum vardı artık. nasıl olacağını bilmiyordum ama ona bırakmak en doğrusu olacaktı.

nerde, ne zaman bilmiyordum ama olacaktı…

fiziksel olarak da her gün daha iyi oluyorum. annemle uzun yürüyüşlere çıkıyoruz akşamları, sabahları da yüzüyoruz. suyun çok soğuk olduğu yerleri tercih ediyorum. bana enerji veriyor soğuk su. uyandırıyor beni. canlı olduğumu hatırlatıyor bana.

michigan’ın, bana en büyük katkısı bu oldu sanırım. araba radyosunda, insanları neşelendirmek için hep deniyor zaten sabahları. “bugün michigan’da hava güneşli ve 0 derece. mutlaka dışarıda zaman geçirin, d vitaminsiz kalmayın.”

gerçekten de 0 derecede insanlar çoşuyor, sokaklara atıyor kendini. hissedilen -20’ye düşmedikçe, kimse ağlamıyor.

ben ilk geldiğim yıl ağlıyordum, şimdi soğuk gelsin diye bakıyorum. yazlar bana göre değilmiş meğer.

istanbul’a gidiyorum 2 gün sonra. üzümlü kek, izin vermedi spor karşılaşmaları için. henüz erken, şimdi o kadar yorulma, dolaş sadece, yeniden geçirme nöbet, o ilaç sana değil, bana giriyor, bunu biliyorsun, diyor.

zor da olsa kabul ediyorum…

ben, nöbetten sonra verilen ilacın klonezepam olduğunu biliyordum, meğer nöbetin şiddetine göre daha güçlü akrabaları da veriliyormuş. yazdığım bir kaç yazı var. okuması bile acı veriyor. bebek kadar türkçe konuşabiliyorum. bu bilgiyi de bro’dan aldım. ilacın adını söylemem ama çok üzüldüm olmana, dedi.

tüm hislerin gidişi de o ilaç. üzümlü kek en çok buna kızıyor. tamamen gitmiyorum ama uzaklaşıyorum gerçekten. bir şey hissedemiyorum.

sanırım bilgisayar, nöbet geçirme sırasında bozuldu. yatağımda uzanıyordum ama su şişem de yanımdaydı. döktüm üzerine sanırım. anakart yandı üzerine su dökülünce. zaten eskimişti, hdr videolarını oynatmaya gücü yetmiyordu ama 1 yıl daha çok rahat kullanırdım.

bilgisayarsız da hayat çok zor. okul derslerim 26’sında başlıyor. iphone’la olacak iş değil. abd’den alırım, türkiye’de kazıklanmam diyordum ama mecbur kazıklanacağım. bir tane de devlete alacağım.

şimdi anneyle yüzüş saati…

çocuk kalpli

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.