hub 51.

şikago havalimanına ulaştım. 2 saat sonra istanbul’a uçacağım. buradaki en sevdiğim mekan olan, hub 51’e oturdum ve söz verdiğim gibi, yeni yolculuk maskotumla, bloğumu yazıyorum. inanmayacaksınız, lego’nun yeni minifigür serisinden, ilk alışta marvin, silverster veya taz’ın çıkmasını istiyordum. yolculuk maskotum olacaktı benim. dün herhangi birini yakalayayım diye 3 paket almıştım ve 3’ü de çıktı!

stres dolu birgündü. uzun süreden sonra ilk panik atağımı yaşadım bugün. birazcık kız kardeşim yüzünden. onca telaşımı içerisinde, aile kavgasına sürükledi beni. yine yükseklerde. bana sormadan gerizekalı bir plan yapmış. normalde, izmir’e ulaşınca, beni havalimanından o alır, o, bro(eşi) ve oşişi yama(köpeği) ile ciğerciye gideriz. birkaç gün onlarda kalırım ilk. erkek kardeşim ve eşi de, bu yıl bize katılmak istedi. tamam dedim, çok da mutlu oldum. beni görmek için, izin aldılar, zonguldak’tan geliyorlar. lakin hep beraber, kız kardeşimin, 2 yatak odalı evinde kalacağımızı bilmiyordum. 6 kişi, 1 bebek, 1 köpek, bir de benim valizlerim. kız kardeşim öyle gerizekalı bir plan yapmış ki, olmadı komşumda kalırsın, diyor. gerizekalı! annemin babamın evi varken, niye komşunda kalayım, hem neden tanımadığım insanların evine gireyim, ben rahat eder miyim, 18 yaşında mıyız, üniversite öğrencisi miyiz, otelde kalırım daha iyi!

ama kırmadım, rahat edemeyiz, ilk akşam yapmayalım bu planı, ilk ben bir dinleneyim, aptal gibi olacağım oraya vardığımda yorgunluktan diye başımdan atmaya çalıştım.

vay efendim nereden alttan aldım!

“sen bizi istemiyorsun, hep beraber olmak değil mi amaç” (kardeşimin eşi)

direkt babama yazdım, baba gel al beni havalimanından yarın. onlar da bir şey demediler, biliyorlar benim kalabalık sevmediğimi ama sinirlerim çok bozuldu. zaten iyi değildim birkaç günden beri…

kafası karışık da uyanmıştım zaten…

önce, kabuslar dolu rüyalar gördüm dün gece. o kabusların birinde, üzümlü kek, bir yere seyahat ediyor ama bunu yaparken, kara kara beni düşünüyor, üzülüyordu. uyanıp ağladım önce. ne yapacağımı gerçekten bilmiyorum artık.

gözyaşları ile yeniden uykuya daldım. sonraki çıkış üzümlü krallık. ya bu üstte yazdığım türden rüyalarım var zaten ya da üzümlü krallık artık. ara aleme ulaşamıyorum. zevklerimle ilgilendiğim, kontrol ettiğim alem imkansız. sıkıştım kaldım üzümlü kek ile.

neyse ki, üzümlü kek’in kalesinde hapis uyanmıyorum, kendi kalemde açıyorum gözlerimi. üzümlü kek ise kapımda, ne olur aç, konuşmalıyız, özür dilerim diye sesleniyor. yanlışlıkla çarpmanın özürü olur, kötü davranmanın ve devamında kaleye hapsetmenin değil, git buradan üzümlü kek, seni görmek istemiyorum, diyorum.

adımla sesleniyor, lütfen diyip ağlamaya başlıyor. ben dayanabilir miyim tek göz yaşına? yok işte, en ufak zalimlik yok içimde. buyum. lanet olsun ki buyum. kalemin kapısına tek gözyaşı bırakması yeterli, dışarı çıkmam için!

ağlama ne olur, zaten eziyet etmiyormuşsun gibi, bir de ağlayarak mahvetme beni diyorum. çocuk kalpli lütfen, elimden gelenin en iyisini deniyorum, diyor. blokelerimi devam ettirerek mi diye soruyorum. hayır, sen fotoğraflarımı istediğinde, profilimi açarak yaptım bunu, belki de ortak arkadaşımız bana da yazdı, ikimizi de aynı şekilde seviyor, unuttun mu? diyor. hadi ama üzümlü kek, bir de alakasız bir insanın günahını mı alayım şimdi, bu dediğin doğru olsa, ben, neden hala her yerden bloke olayım, madem bu kadar ince düşünüyorsun, beni neden hala acıtıyorsun kapı dışarı bırakarak diye soruyorum. iki gün önce kapalı olan profilim, sen o fotoğrafları istediğinde açıldı, bu nasıl tesadüf çocuk kalpli, iyi düşün, diyor.

günahını alamam, bu, gerçek hayata dair çok ciddi bir çıkarım, bu türden büyük çıkarımlar yapmam, diyorum. sırrıma da inanmıyorsun yani, diyor.

“üzümlü kek, benim, senin sesini duymama, yüzünü görmeye, nerede nasıl olduğunu bilmeye ihtiyacım var, seninle gezip dolaşmaya, canının yakınlarında olmaya, olamadığımda da diğer insanlarla yaptığın gibi video görüşmeleri yapmaya, senden gelecek en ufak salak bir emojiye bile ihtiyacım var, ben öyle küçük şeyler hayal ettim ki seninle ilgili, kendimi o büyük şeylerin bir parçası olarak göremiyorum henüz, söz vermiştin, ne olur ağlatma beni bu yaz, hayatım bitiyor, sensiz çok dayanamam.”

gel kucağıma yat ne olur, çok daha iyi hissedeceğim, diyor. ben de iyi hissedeceğim üzümlü kek, anlamalısın artık, benim için başka bir yolu yok, ne olur bana yaz doğum günümde diye cevap veriyorum.

sonra uyuyakalıyorum kollarında…

neyse ki uyumama kızmıyor.

en kötü halimizde bile, ödüm kopar benim bir adım daha uzağa gidişinden…

umarım düşündüğümden farklı bir yaz olur.

çocuk kalpli

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.