madem ağlıyoruz, öyleyse varız.

en büyük korkularımdan biri, ofiste çalışırken nöbet geçirmekti. bu da oldu sonunda. dün iyi uyanmamıştım ama işe gitmek istedim yine de. deli gibi yoruluyorum haftanın ilk 3 günü, bugünü de tamamlayayım, rahat rahat dinlenirim, dedim dün.

masamda çalışıyorken, en son odamdan içeri, büyük bir çöp konteyneri büyüklüğünde, şişman bir rakun girdiğini hatırlıyorum halüsinasyon olarak. sonrası kayıp.

josh yapmış ilk müdahaleyi. 5 dakika sürdü titremenin durması, aklımı kaybettim başındayken, o yüzden, sen tam ayılmadan seni hastaneye götürmeye karar verdim, diyor. tuhaf bir histi. josh eşim gibi davranıyordu. hastanede sedyeye uzandığımda bile elimi tuttu. garipsediğimi anlayınca, eşin gelene kadar yanında olmama izin ver, dedi. eşimi aradı sonra ama beni nasıl bir korku bastığını anlatamam. eşim, josh’u hastane odasında döverse, bir de o, hapse atılır. josh da ise en ufak bir korku belirtisi yok, hala elimi tutuyor.

neler oluyor çocuk kalpli, ben senin dostunum, patronun değil, eşit mevkiilerde çalışıyoruz, başına kötü bir şey mi geldi, 1 aydır iyi değilsin, diyor. uykumda yürüyüp, kaza yaptığımı ve dui arrest aldığımı söylüyorum. ilk sorduğu şey, sana kötü davranıldı mı oluyor. neden herkes böyle düşünüyor, abd hapishaneleri bu kadar kötü mü, diye soruyorum. sadece birkaç kere kelepçelendiğimi ve bir kadın polisin, üzerimi ararken, elinin çok yanlış yerlere gittiğinden bahsediyorum. kaldığım yerin detaylarını soruyor. seviniyor josh. beni, çırılçıplak bırakıp, beton bir odaya attılar, yatağım mermerdi, diyor.

ne oldu josh?

“gençliğimde sinirlenip, elimdeki bira şişesini restoranın dış duvarına fırlatmıştım, polis geldi ve beni tutuklamak istedi, karşı koydum, çünkü kendi kendime sinirlendiğimi, kimseyle bir derdim olmadığını anlamaya çalıştım, karşı koyunca prosedürleri çok farklı, tutuklanırken bile her yerimi zincirlediler, polis istasyonuna gittiğimde, o halde 2-3 saat bir odada tuttular ifademi almadan önce, aldıktan sonra da kıyafetlerini çıkar dediler, başka kıyafet vereceklerini sandım, sonra beton bir hücreye attılar. 24 saat orada kaldım. içeri girdiğin an, hakların olmuyor bu ülkede.”

sarılmak istiyorum ama serumum var. çok değil, 1 yıl önce gecemizi günümüze katıp, insanlara yardım ediyorduk. adalet, iyilerin üzerinden yürüyor bu ülkede. belki her yerde. işini bilmeyip, taklit yapamayan, duygularını dışa vuran insanlardan soruluyor adalet.

hapis almazsın merak etme, ehliyetini tamamen kısıtlarlar 6 ay, işe de gelemezsin ama sana zaten izin veriyoruz, iyileşmene bak diyor.

benimse ne olursa olsun hastaneye gelmemem, yardım almamam gerekiyordu. yargıç ikinci bir test isterse, kanımda hiçbir şey bulmamalıydı. bunu hastaneye geldiğimde söyledim ama ne yapacaksın, ceza almamak için ölecek misin, bir ayda 5 nöbet geçirmişsin, dediler. bugün de gideceğim yardım almaya.

eşim geldi. bir tepki göstermedi josh’a. teşekkür edip, artık gidebilirsin, dedi kibarca ama bana da, bunu sonra konuşuruz bakışı attı gözleriyle.

öğle saatlerinde hastaneden ayrılıp eve geldik. ondan beri de yatıyorum. rüyamda üzümlü krallıkta, cansız bir şekilde, üzümlü kek’in kucağında yatıyordum. hem kızgın, hem şevkat doluydu üzümlü kek. senden haber alamadım bugün, çok kızdım çocuk kalpli diyordu ama derken de bir yandan üzerinde uyumama izin veriyor, diğer yandan da elimi tutuyordu. sonra anlattım olanları. bir to do list işimiz vardı, ne oldu ona diye sordu.

artık erken yatamıyorum ki üzümlü kek, hemen uyuyamıyorum, saatin en az 9 olması gerekiyor diyorum. iyi o zaman, 9’un 1 dakika sonrası bile uyanık kalmana izin vermiyorum, diyor soğuk bir ses tonuyla. kola içmek de yok, maç izlemek de. futbol artık o kadar umrumda değil, o konuda beni soğutmayı başardın ama kola kalsın bari bu sefer diyorum. sadece perşembeleri diyor. iyi yorul gün içinde, akşam 9’a kendini hazırla, istediğim bu diyor.

huzursuzum ama üzümlü kek diyorum, bir yandan davam diğer yandan beyrut’tan gelen haberler, haber de alamıyorum senden, ölürdün değil mi o instagram’ı public bıraksan diye soruyorum. burnumu sıkıyor üzümlü kek. şu andan itibaren beyrut’la ilgilenmeni de yasaklıyorum, kafanda büyütüyorsun, ben başa çıkıyorum, beni merak etme, beni tek sıkıntıya sokan şey, şu anki durumun, diyor.

ah üzümlü kek, neler geldi başımıza 1 yıl içinde, ne olduğumuzu şaşırdık…

yorgunum. bugün sadece, kuşlarımla sincaplarımla oynayacağım. magic çok oyuncu bir kuş oldu. hala ürkek, hala elime alamıyorum ama etrafımda dolaşıyor, ilgi istiyor artık. diğer hayvanlar da dönmeye başladı. bahçede sincapların yanında, tavşanlar ve ördekler de var.

mutlu perşembemizin hakkını vermek zorundayım ne olursa olsun.

çünkü perşembe günleri üzümlü kekimi bir başka seviyorum.

çocuk kalpli

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.