cennet, seninle birlikte bastığım herhangi bir toprak parçasıymış meğer.

ruh sağlığı ortalamanın üzerinde iyi olan insanlar, bizler için yardım alma eşiğini merak ederler. söyleyeyim. kendinize değil, başkalarına da zarar vermeye başladığınız an, kesinlikle yardım almalısınızdır. bunu fiziksel şiddet anlamında yazmıyorum. öylesi de var ne yazık ki ama psikolojik olarak, bir insanı 1 saniye bile kötü hissettirmeye başladığınızda yardım almanız gerekir. kalbi temiz insanların hepsi bunu yapar.

eşimin ailesinin tatil planlarını, duymak için kesinlikle en kötü günlerden biriydi. hava da kapalı. kırmızı ahır fotoğrafları çekmek istiyordum. tam bir, fotoğraf çek, ışıklarını sevme, 1000 kere çek, en beğenmediğini instagram’a at, kaldır onu sonra, olmadı çünkü, 2 dakika sonra başka birini at, beğeniler gelsin ama onu da sil, sonra intihar et, günü kendi adıma.

bu sefer sakinleştirici almayacağım, dedim. çünkü istemiyorum. asla iyileşemeyeceğim böyle günleri kurtarmaya çalışırken. hayatın çoğu böyle geçecek ne yazık ki. kayak merkezine gidip, sipariş ettiğim botları almaya karar verdim. internetten alamadım çünkü ayağıma tam oturması gerek, ayağıma tam olmazsa bot, bileğim kırılır, şakası olmayan bir şey.

lakin kayak merkezine vardığımda, çok büyük bir hayal kırıklığı bekliyordu beni. botlar, ayağıma oldular ama kesinlikle beğendiğim renk değiller! internette beyaz üzerine turkuaz diye satılan şey, bildiğin yeşil gelmiş! beni öldürür bu renk.

botları gördüğümde nefes alamamaya başladım. yerler kayganlaştı. başım dönmeye başladı. bir an önce kendimi binanın dışına atmaktı niyetim. buradan hemen çıkmam lazım, ödemeyi yapabilir miyim diye atar topar kasaya gittim. zaten fiyatını biliyordum, sadece kartımı okutacaktım kendimce. sonra ödedim ve arabama gittim. 100 doların üzerinde her yaptığım harcama, hem mesaj hem de mail ile anında telefonuma geliyor. telefona bir baktım. sevmediğim ve muhtemelen çok kullanmayacağım botlar, bildiğin mağazanın en iyi botu gibi fiyatlandırılmış!

derin nefes alıp, bayılmak yok, bayılmak yok, kasiyer hata yapmıştır, hepimiz hata yapıyoruz sakin ol diyerek geri döndüm ama o kadar kötü durumdayım ki, bedensel dilim ve ses tonum, 36 yıllık hayatımın tüm acısını kasiyer kızdan çıkarıyor. hatasını düzeltemiyor kız. mağaza müdürüne gidiyor iş. çünkü geri alma işlemi yok. yani almadığım botu iade etmem ve aynı botu gerçek fiyatından tekrar alarak bu işlemi düzeltmem lazım. bu arada iade edilen tutar 3-5 gün içinde hesabıma dönecek.

takes forever dedikleri.

inside out filmini yaşıyordum içimde eve dönerken. izleyenler bilirler. bu animasyonda duygular bir arada çalışıp, bizi iyi hissettirmeye uğraşır. her duygunun bir görevi vardır, en istemediğimiz duygu olan üzüntü bile, neşe ile birlikte mutluluğun anahtarıdır.

tüm bunlar saliseler içinde beynimde hızlıca dönüyordu sanki:

açık mavi (neşe) : üzümlü kekin güldüğü herhangi bir fotoğrafı, annemin hayallerinin gerçek olması, sincabın kuyruğunu dalgalandırarak sallanması, bonnie’nin göbeğini kaşımak, noel, ayıcıklar ve oyuncaklar, kareli pijamalar, uyku, çikolatalı kek, gökyüzü, pembe-mor gün batımları ve doğumları.

koyu mavi (üzüntü): üzümlü kekin gidişi. annem ağlıyor. beyrut patlaması. üzümlü kekin canı yandı. yoğun bakıma alındım çünkü üzümlü kek canımı yaktı. sincaplarım kaç gündür ortalarda yok. kardan korkup saklanıyorlar hayvanlar. ölmüş olabilirler mi açılıktan? battal bey öldü. battal bey öldü. öldü işte yok artık. yine üzümlü keksiz geçti son noel. artık istediğim oyuncaklara değil, istemediklerime para veriyorum zaten. hem de 2 katı. botlar istediğim renk bile değil! kıza istemiyorum bile diyemedim. çikolatalı kek almaya mı gitsem. kesin bir tane bile kalmamıştır. ne zaman çok istesem böyle oluyor. bugün fotoğraf çekeceğim dedim ama hava da karanlık. bir de instagram’a yükler, şimdi bir de insanlara rezil olurum o görselleri silip kaldırırken.

kırmızı (öfke) : tüm hayatımı, birileri mutlu olsun diye yaşıyorum. eskiden bunu kendi ailem için yapardım, şimdi bir de eşimin ailesi ile uğraşıyorum. bizim kendimize ait bir tatil planımız hiç olmayacak mı!

mor (endişe) : küçük çocuklar gibi ailemiz ile seyahat edip duruyoruz. kesin herkes dalga geçiyor bizimle. eşim 40 ben 36 yaşındayım ama hala seyahate götürülüyoruz.

yeşil (iğrenme) : başka türlü mü olsun isterdim? başka şeyler yaşamayı mı? hayır, onları da istemiyorum. hepsi iğrenç.

gidip ahırların fotoğraflarını çekeyim en iyisi…

cennet, seninle birlikte bastığım herhangi bir toprak parçasıymış meğer.

beyazın yakışmadığı bir eyalet yoktur kuzeyde ama michigan’ı farklı bir severler, hollanda ve almanya’ya benzediği için sanırım. özellikle ahır kültürü avrupa’daki ile birebir aynı. gelenler, kendimi hollanda’da hissediyorum derler. öylesiniz zaten diye eğleniriz. benzer eşitlikle güzeldir. cennet gibi derler. bense bugün, cennetin anlamını yeniden düşündüm. sanırım cennet daha çok; nerede olduğun değil, kiminle olduğundu…

çocuk kalpli

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.