bence ben, kaymayı hakettim.

bugün günlerden cumartesi, bugün, hem kendimi, hem de üzümlü kekimi seviyorum ama kendime daha çok zaman ayırıyorum. bir cumartesi nasıl olmalı, sorusunun cevabıyım şu an. sallanan koltuğumda, battananiyemin altında video oyunundan sıkılınca, disneyplus’a, oradan sıkılınca da, netflix’e geçiyorum. yeni şeylere açığım bugün. başka şeyler keşfetmeye çalışıyorum.

güne de iyi başladım. bu sabah kalkıp, kendime, harika bir pancake, yapmaya çalıştım. ilk denememde, harika bir şekilde yandılar sadece.

sonra oldular ama olanlar da bir şeye benzemedi. neyse ki mide için farketmiyor.

gönül borcun çok birikti, icra kağıdı gibi de düşünebilirsin, onu.

çocuk kalpli

en sevdiğim yerleri, üzümlü kekimle dolaştık, bu gece uykumda. çok sevindi kartpostalının yola çıktığını duyunca. ben de ona, bak gönül borcun çok fena birikti senin, bu kartpostalı icra kağıdı gibi düşün ve lütfen borcunu en kısa zamanda öde, dedim. şu güzel ortamı bozuyorsun, bakışı attı üzümlü kek. sonra da burnumu sıktı yine. ya sen bunu nereden öğredin, allah kahretsin, dokunma şu burnuma diye kızdım. dinlemedi. şimdi hissedebiliyor musun sevgimi diye, daha çok sıktı. hep diyorum ya, bu gerçekten üzümlü kek! onun mükemmel bir yansıması. en haksız durumdayken bile senden daha haklı. sonra konuştuk olanları. anlaşılan kayak merkezine gitmem, onu da sevindirmişti. kötüyüm diye, iyi günlerden vazgeçmenin artık bir anlamı yoktu. 3 yıl geçmişti ve ben hala ilk günkü gibi nöbet geçiriyordum. yine de söz verdim, her dediğini yapacağım.

kokuyor üzümlü kek. ya sana yazdığımda, düşüp ölürsen diyor. en kötü ihtimalle sadece düşüp bayılırım ama gelmezsen de mutsuzluktan birkaç yıl içinde öleceğim, sen karar ver üzümlü kek, dedim. sadece senin için değil, kendim için de korkuyorum, hiç böyle sevmemiştin beni daha önce, diye duraksadı yine. daha önce nasılsak, yine aynısı oluruz, sakın korkma bundan, sakın vazgeçme benden bu yüzden diye omuzlarından sarstım onu.

zaten vücuduma o bana dokunan maddeler girmezse, onlar geri çekilirken nöbetler de yaratmayacaklar bana. 3 yıl içerisinde en azından bunu çözüme kavuşturduk. artık üzülmenin, iyi şeyleri beklemenin, hayatı sürekli ertelemenin bir manası yok.

snowbreak anılarımın sayesinde, ilk geçirdiğim nöbetten 1-2 hafta sonraki, fotoğrafıma ulaştım bugün. nöbetlerden sonra, psikolojik olarak nasıl yıkıldığımı, buradaki yüzüm çok iyi anlatıyor. boğaziçi üniversitesi her yıl düzenler bu organizasyonu, bazen uludağ’a bazen kartalkaya’ya gidilir. 3 yıl önce son gittiğim snowbreak’ti bu. kartalkaya’ya gitmiştik. bu fotoğraf da, bu festivaldeki geleneksel pijama partisine ait. (kareli pijamalı olan tabii ki benim)

hayata böyle bakmanın, manası yok artık. yıllardan beri spor yapan biriysen, biraz düşebilirsin fiziksel olarak ama dünyanın sonu değil psikolojik olarak. hastalık işte. utanacak bir şey yok. zaten en utanacağın insan bunu öğrendi. o bildikten sonra, kimin ne bildiğinin, ne düşündüğünün bir önemi yok.

artık hem yaşımdan dolayı hem de yurtdışında yaşadığım için, pek katılabileceğimi sanmıyorum boün snowbreak’e ama kendi kendime başka festivaller yaratmanın yolunu bulacağım michigan’da. kendi snowbreak’im olacak, bu salıdan sonra. şubat ayını, snowbreak olarak geçireceğim. gidip, pistlere atacağım kendimi. bence ben, kaymayı fazlasıyla hak ettim. fiziksel güç olarak zorlanacağımı ama eğer bunu başarabilirsem, psikolojik olarak daha iyi olacağımı biliyorum.

çocuk kalpli

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.