pumpkins and red sunset tree.

daha da sakin. kabus dolu bir gece olsa da, içimdeki fırtına durmuş gibi. sonbahar bu, kolay değil. bu yüzden, çok hoşlandığım bir mevsim değil ama yine de bir şeyler yapacağım. dün bir şey yapmaya, ilk red sunset apple ağacımı seçerek başladım. o bile çok yolunda gitmedi ama neyse. ne olursa olsun güzel bir şey yapıyoruz….

you and i, will never die.

yağmur dinmiş gibi bir sabah. sonunda sakinleşmişim. çiçekle uyandım. evlilik yıldönümümmüş meğer. yarın sanıyordum. 26’sında evlendiğimize o kadar emindim ki dün… çok yıpranmıştım ek sakinleştirici almadan önce. sorunlar sabahın 9’unda başlıyor akşam 5’e kadar bitmiyordu. tüm hafta bir yandan iş, diğer yandan okul belgeleri ile uğraştım. yeni iş yerimle ilgili sıkıntılar oldu. pazartesi duymam gereken…

aldığımız yola bak, inmeye çalıştığın yere bak.

bazen, en ufak olumsuzluk bile, sizin için dünyanın sonu gibidir. ben, bunu en çok mevsim girişlerinde yaşarım. dün, detroit’e giderken, araba yolculuğunda, telefon kulaklıklarımı unutmam yüzünden, çok zor saatler yaşadım. düşün düşün, çıldırma noktasına geldim. sonu da ya nöbetle ya ek sakinleştirici ile bitecekti. ek sakinleştirici ile bitti. daha yeni kendime geliyorum. böyle durumlarda, rüyada…

michigan fall.

üzümlü kekim kızar diye yazamadım ama birkaç günden beri çok hastayım yine. pek istememişti, pazar günü yüzmemi. bence soğuktan değil, koşmaktan oldu zaten. bir anda öyle hızlandım ki, tüm gücümü harcamış ve bağışıklık sistemimi düşürmüş oldum. heyecanlıyım ne diyebilirim ki. kalbimin atışları ile oynuyor bazı şeyler. az önce telefonumun ekran korucuyu camını kırdım yine. 1…

ohio stinks!

ne derler bilirsiniz. ağlamayı bilmeyen, gülmekten de anlamaz. yani tamam, tam olarak böyle söylenmiyor ama sonuç olarak demek istediğim şey aynı. kendimi durduramıyorum. dün geceden beri, öyle bir enerji var ki içimde, öyle yükselerdeyim ki, heyecandan nefes bile alamıyorum. sürekli hareket etme, kafamı ve burnumu bir yerlere çarpma, düşme, elimdekini düşürme, dalgınlık ve sürekli insanlarla…

ça ça.

yeni iş yerime gittim bugün. oradan da aktivite salonumuza. kyle’ın kardeşinin cenaze evi. aynı zamanda bir spor salonu. burada, spor salonları da kullanılıyor bu işler için. kimse bir cenaze evi için, 10-15.000 dolar harcamak istemiyor. ölen kişi çok zenginse ne ala ama genelde böyle yerlerde yapılıyor. kevin’ı hatırlayıp, tuhaf hissedeceğim her zaman. bu işe koyulduğumdan…

o yaz.

küresel ısınma her gün daha çok etkisini hissettiriyor. dünya, 2-3 derece ısındı bu yıl. michigan’da kış sıcaktı, şimdi de sonbahar sıcak. yarın, son yaz günü ilan edildi. herkes, plajlara atacak kendini. koşullara göre uydurma bir etkinlik kafasında insanlar. yarın michiganlı olduğumuzu, ohiolulara gösterecekmişiz. ohiolular, soğuktan korkan tiplerdir. onlara şov. dışarısı sıcak evet ama su soğuyalı…

promising.

daha iyi bugün, babamdan aldığım umut verici haberden sonra ilk işim americorps’a, şu an için, önerdikleri işi, daha iyi bir adayın yapması gerektiğini söyledim. beceremeyeceğim çok açık şu an. bunun yerine daha esnek ve moral verici bir işte çalışmak, bana iyi gelecektir. bu iş, aynı zamanda kariyerimin ilk basamağıydı. çok sevgili günlerdi, çok eğlenirdim. babamın…

chunk.

bahçemizde dev bir dağ sıçanı olması gibi, bir sorunumuz var bugünlerde. yakında kış uykusuna yatacağından, bahçemizde ne varsa yiyor. sadece fıstıkları ve çekirdekleri değil, çiçekleri hatta çimleri bile yiyor. bu durum yüzünden sincaplarım dağılmış durumda. yedirmiyor hiçbirine, dövüyor onları, sadece enish’i besleyebiliyorum camdan. gerçi onlar da zor durumda değiller, tüm ağaçlar yemişlerini döküyor şu an,…

salılar.

kadınlardan ve salı günlerinden çok çektim ama onlar da benden çekti ne yalan söyleyeyim. hayatımın, gerçekten unutmayacağım günlerden birini yaşadım. önce babamın hasta olduğunu öğrendim. durumu net değil ama muhtemelen akciğer kanseri ve ciğerlerinden ameliyat olacak. şu an ufak bir nodül var. çok büyük değil ama bu işler bazen, umulan gibi ilerlemiyor. umarım kötü değil,…

your time is your treasure.

ABD’ye döndükten sonra, becca beni ilk gördüğünde sarılıp, sonra yanındakilere dönerek, ‘işte döndü, hepimizin başı büyük belada’ diye dalga geçmişti. gerçekten yine öyle olacak sanırım. güne, türkiye’den aldığım kötü bir haber ile başladım. babamın ciğerlerinde nodül bulundu. dahası, cigerlerinde açık kalmış tek hava boşluğu bulunamadı. bu bizim için sürpriz değildi. sadece olabildiğince geç olmasını ümit…

onaracak zaman, sadece iyi insanların olacak.

odam, akşam vakti gibi karanlık. dün akşamdan beri, yağmur hiç durmadan yağıyor. çimler icin güzel bir şey, gökgürültüsü ve yağmur sesi de benim icin. bu ara, böyle seylere çok ihtiyacim var. yatağımın üzerindeki oyuncakları da çoğalttım. ne derler bilirsiniz, gün boyunca hiçbir şeyiniz olmasa bile, eğer yatağınızı güzel toplamışsanız, aksam onun konforu ile yatağa huzurlu…

do you feel my heart beating?

sorun şu ki: yazlara çok anlam yüklüyoruz. hiçbir yaz, aslında beklediğimiz gibi geçmedi ve geçmeyecek. masallardan daha çok kandırıldık biz yazlarla. noel gibi bir şey değil yaz. birkaç mavilik disinda, hiçbir numarası yok. son geçirdiğim yazı, blogumdan, tom ellis’in eternal flame yorumu eşliğinde okudum bugün. daha yerinde bir şarkı olamazdı hislerime. simdi videonun bitişindeki cümle:…

buz.

beklediğim gibi geçmedi is görüşmesi. ilk görüşmede işi koparırım sanmıştım. haftaya çarşambaya kaldı netice. bilmiyorum alacaklar mi? hiç beklemeyip, fabrikaya geri mi dönsem? iyi hissetmiyorum. her açıdan hissetmiyorum. bugünlerde ortalık buz kesti. haftasonu gezisi iyi gelir, yüzeriz diyoruz ama son anda vazgecebilirim de bundan. çünkü pek iyi hissetmiyorum. sabah da yazdigim gibi, kalbimin kırıkları ile…

kalbim üşüyor.

bunlar ayse’nin hayata gözlerini kapamadan önce son sözleriydi. annesine bunu söylemişti. dün gece, üzümlü kek’e böyle söylüyordum ben de. kalbim üşüyecek, üzümlü kek, ben de hayata kalbim üşüyerek kapatacağım gözlerimi sensiz. buna izin verme, korkma yanındayım, ilk günkü gibi heyecanlıyim. bu blog, kendi içerisinde büyük kavgalar yaşadı ama hepsinden daha güçlü cikti. 2015 yılında ben…

mac.

gecen noelde, istedigimiz hediyeleri alamamistik. herkes zarfla hediye kartları yollamisti, pandemi yüzünden disari cikamayinca. kotu degildi ama mesela iki tane $100’lik best buy hediye kartı ile ne alabilirdik ki? unuttuk bile o kartlari. gecen noelde, istedigimiz hediyeleri alamamistik. herkes zarfla hediye kartları yollamisti, pandemı yüzünden disari cikamayinca. kotu degildi ama mesela iki tane $100’lik best…

kneel.

normal saatlerde uyanamadım tabii. dün akşam erken yatınca, gece 12’de kalktım. umarım yarın düzelir bu durum. rüyalarım da karma karışık. arada dalıyorum ama beynimin saçmalıklarını görüyorum. kabustan ötesi yok. olmam gereken yer ise, üzümlü krallık’taki kalem. orada beni bekliyor üzümlü kek. başımıza ne gelirse gelsin, ne yaşarsak yaşayalım, aynı bu videoki gibi akıntılara karşı el…

super mario.

gün itibarı ile grand rapis’e geri döndüm. yani 2 gün önce geldim ama ancak ayıldım. dünden beri uyuyorum. gündüz yolculukları hep böyle zor oluyor, bir de uçak soğuksa, yanındaki kişiye sarılasınız geliyor. kendimi bir an önce toplamalı ve super mario moduna geçmeliyim. (becca almış) gerçi içinde mario yok, o ayrı alıncak ama ben alırım onu….

yaz bitti, aşıklar şehre döndüler.

ne derler bilirsiniz, yaz bitti aşıklar şehre döndüler. şikago’ya dönüyorum şu an. neyse ki noel geliyor. annem 2 günde iyieştirdi beni. en son hatırladıklarım, iki biradan sonra iki büklüm yardım istiyordum. hasta olsam da, kendi kalemde uyumayı başardım. üzümlü kek ise kapıda ağlıyordu yine. ben, zalimlerden değildim. açtım yine kapıyı, ne istiyorsun üzümlü kek diye,…

31 ağustos.

dün gece, kalemde huzur içinde uyuyorum. birden kapıda beliriyor üzümlü kek. bir şey demiyor ama oyuncakları kapıya fırlatıyor, uyanmam için. sonra dayanamıyor. ben de türk’üm, bugün bizim bayramımız, bahçede oynamayacak mıyız diye bağırıyor, kapının önünde olay çıkarıyor. git üzümlü kek buradan, beni kandırmandan yoruldum, diyorum, sahtekarın tekisin diye kızıyorum. üzüm üzüme baka baka kararıyor, diyor….

30 ağustos zafer bayramı ve çeşme.

sanırım, bugünü kutlamak için daha iyi bir yerde olamazdım. harika işler çıkardı çeşme. ne bayraksız köşe vardı ne de izmir marşı çalmayan bir yer. 30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun. pic.twitter.com/F9JwxMRcbQ — Çocuk Kalpli 🇺🇸 (@cocukkalpli) August 30, 2021 yüzmekten çok, yerdeki minderde uyuyordum ama bu güzel koyları kaçırmadım: tatilim sonunda bitti. yarın gider köpüklü…

kalbin benim, çaldım ben onu.

kardeşime moral olsun diye çeşmeye geldik. terkedildiği için çok üzgün. ben de 6 yıl sonra, bir ışık yakalamışken onu da kaybettiğim için çok üzgünüm. sürekli hayallerle avutuldum durdum. hep rüyamdaki üzümlü kekle sanırdım ilişkimi. meğer yolculukla ilgili tüm bloglara gerçek üzümlü kek tıklamış. random değilmiş. o tıklamış. sürekli ümit verip, bloke etmiş. güzel blog tabi,…

hüznün gemileri.

iyi mi kötü mü bilemediğim birgün. kardeşim, sonunda eşyalarını da alıp, terk etti evini. çocuk da gitme demedi. umrunda değil. moralim nasıl bozuldu anlatamam. BRO diyerek severdim. çok da severdim. okula da yetişemedim, kimliğim çıktı ama kış sömestirinde başlayacağım, ders seçemediğim için. türkiye’den seçilmiyordu. birinin binasına gitmesi lazım ama o kişi dağdaydı! her işte bir…

fransız koyu.

ne derler bilirsiniz, yaz bitti aşıklar şehre döndüler. foça’da son günlerimi geçirirken, bir yandan da bu şarkıyı söylüyorum. efsane gezdik, dolaştık. fransız koyuna nasıl ulaşılır onu bile bulduk. hanedan beach’e girip (ücreti şezlong dahil 40 tl) sonra bu yerin, sağına doğru yürüyorsunuz. otelin görevlileri bir var bir yok. sonra bu koy çıkıyor karşınıza. farkındaysanız hanedan…

sana benim gibi sımsıcak sarılamaz, göreceksin.

çocukluk arkadaşım eda ile denizlere attık kendimizi dün. çok eğlendik diyemem ama büyük değişiklik oldu. en büyük hayalim neydi biliyor musunuz? mixtiller. yani şu duvara yapıştırılan, karton plastik anılar. onlardan çok istemiştim. üzümlü kek ile binbir anımız basılacaktı onlara. tüm odamı onlarla süsleyecektim. kısa zaman içinde anladım ki, böyle bir şey hiç olmayacak. aylar, mevsimler,…

seferihisar, izmir.

dün annemlerle birlikte, ölen arkadaşımın mezarına gittik. son anda mezara gitmek yerine, ailesine baş sağlığına gittik. mezarlar ona göre değildi. bana göre de değildi. mezara gittiğim an, o ölmüş demekti. ben böyle bir şeyi kabul edemezdim. danslarıyla, şarkılarıya, yaptığı yemeklerle, verdiği eğitimlerle, o sonsuza kadar yaşayacaktı. uzun bir tatile gitmişti. belki de abd’ye. o ölmemişti….

visiting hours.

sakinliğim, olayları kabul edebilirliğim sağlandı sonunda. klonezepam kullanıldı ama şimdi azaltılıyor. üzümlü kek çıldırdı, çok kızdı ama kalemde yine beraber uyuduk geceleri, beni hiç bırakmadı. kaçma, saklanma diyordu benden. sakın öncekilere benzemesin, çok büyülü bir yol geldik… kızgın veya küs değildim, yaptıkları için. üzümlü kek farklı biriydi, bizim için en doğruyu bilirdi, eğer böyle bir…

dediği gibi yaşamak.

birkaç gün gülüp, devamında 20 gün ağlıyorum, 2 yıldan beri. acıdan acıya, koştuğum, inanılmaz bir döngü içindeyim sanki. önceki yıl da, hiç ummadığım bir hastalık ile karşılaştığım için kötüydü. dile kolay 3 yıl. düşününce şu an, hasta olmak aralarında en basiti geliyor. tabi her yaşanan, devamında hastalık demek. dün havalimanına kadar gidip, havalimanının kapısından “yapamayacağım”…

foça (unicorn)

o güzel insanlar, unicornlarına binip gittiler bugün. annemle, en sevdiğimiz koylardan birine gidip, unicornu kullandık. annemin binişi çok komikti. benimki de iyi başladı ama her zamanki sakarlığım yüzünden öyle bitmedi. sonra kitap okudum. bazı şeyleri yeniden okumam gerekiyor. okuduğum son 30 sayfayı hatırlayamadım. o yerleri hiç okumamışım gibi. hafızamdan silindi gitti yine bir şeyler. ben…

küsken bile küs değildik.

biri, diğerinin aynısı sanki son 2 yaz. geçen yaz, yaşadığım ne kadar sıkıntım olduysa, aynılarını yaşadım foça’da. sürekli ağladım durdum. hatta çok daha kötüleri de oldu bu yaz. doğanın ve hayvanların yanışını, insanların canlı canlı sele kapılışını gördüm ama en azından, beyrut sıkıntılı ama stabil gidiyor, insanlar güvendeler diye avutuyordum kendimi. ya geçen seneki şey…

foça.

kısa bir süre içinde topladım kendimi. günde yarım saat yüzüp, 1 saat yürüyebilecekmiş gibi hissediyorum. yüzüş tamam ama akşam yürüyüşünde, bana iyi şanslar. bugün foça böyleydi: bu alete binerek de gitmek, ayrı komik ve zevkli oluyor. bunlar da korumalarımızdı: bilgisayarım bozulduğundan beri, çok yazamaz oldum ama sürekli uyuyordum zaten. uzun süreli covid’in etkileri, nörolojik olarak…